Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
Ramsey

Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Nedir

ALLAH’IN VE RESULÜNÜN SELAM VE BEREKETİ
ÜZERİNİZE OLSUN EY HANE HALKI.
Bu konuda,
1- Zikrin önemini,
2- Zikrin nasıl yapılacağını,
3- Zikirde yaşayacaklarını öğreneceksin inşAllah..

Bu zikir Üveys Veysel karane zikridir.
Sessiz yapılır ve “KOLAY” zikirdir. Yaşacak olduğun manevi güzellikler karşısında “hayrete” düşeceksin ve bunun sonunda “Allah’ım bu kadar az ibadete, bu kadar çok lutuf olur mu? Diyeceksiniz… Olur! Veren Rabbimiz olduktan sonra.

Ayrıca ilk başta yazıldığı gibi, üzerinizde “ALLAH’IN, RESULÜNÜN SELAM VE BEREKET” olduğu sürece, her şey kolay olur. Okuduğunuz tasavvuf kitaplarında, evliyaların menkibelerinde o, Allah dostlarının “YAŞADIKLARININ” benzerlerini sizler de yaşamaya başlarsınız.

Burada yazılanlar, sizlerin yıllardır arayıp bulamadığınız “ALLAH’I, RESULÜ SEVME” yolunu göstermekte ve bildirmektedir.

Her geceniz “Kadir” ve her gündüzünüz “Bayram” olsun…


Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Resimleri

Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Sunumları

Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Videoları

Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Veysel Karane Hz. Nin Yapmıs Olduğu Zikir Ek Bilgileri

  • 2
    8 ay önce

    Bismillâhirrahmânirrahîm.
    HAZIRLIK :  

    Sessiz olmalıdır. (Yüksek  sesle   değil,  kendi  duyacağın kadar  sesle olmalı.)
    Yalnız  olunmalı. (Müsaitseniz)


    Kimin  huzurunda olduğunu  unutmadan, edepli-terbiyeli  olunmalı.


    Mutlaka abdestli olunmalı.


    Gündüzün aydınlığında ve akşamın karanlığında olmak üzere (sabah ve akşam) günde 2 kere yapılmalıdır.


    Mutlaka şu saatte yapılacak diye zaman  belirtilmez.  Kişi  kendini hazır hissettiği  zamanda gerçekleştirilir. Ama  yatarken  ve  sabah  namazının  öncesi  ve  sonraları  en   uygun zamanlardır. Herkesin uykuda olduğu zamanda Rabbimiz; ”Kulum herkes gaflette iken Beni ve Resulümü andı.” der ve zikir sahibini çok sever.

    UYGULANMASI :

    EÛZU BİLLAHİ MİNEŞ-ŞEYTÂNİRRACîM. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHîM.


    100 DEFA TEVBE ESTAĞFURULLAH veya Sadece ESTAĞFURULLAH


    Başında Besmele Olmadan– SALAT-I ŞERİFE (SALAVAT) okuyoruz. (Sayı sınırı yoktur dilediğiniz kadar istediğiniz kadar okuyabilirsiniz, illa bizden tavsiye isterseniz EN AZ 100 adetin altına düşmeyin deriz.. İsteyen dileyen kardeşlerimiz hiç bir mecburiyet olmamakla birlikte tavsiye edilen diğer adette 132 dir. Neden 132 derseniz. Aşkı üveysi 1 kitabımızı inceleyebilirsiniz.) 
     
    Yaklaşık 2000 adet Salat-ı Şerife var. Hangisi kolayına gelirse o Salat-ı Şerifeyi söyle. İster uzun isterse kısa olsun hiç fark etmez. İlle de tavsiye dersen biz;  “Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed” deriz.


    Başlarında Besmeleyle– 11 İHLAS SURESİ (Kul Hüvallahu) ve  1 FATİHA SURESİ ( Elham )


    Hediye : (Allah’ım senin rızan ve izninle okuduğum surelerin sevabını ve salât-ı şerifleri şanlı peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav)’e, ehlibeytine, yüceâlisine, ashabına, sevdiklerine, tüm meleklere ve peygamberlere, Hızır (as) ve sevdiği evliyalara, Veysel Karani hazretleri ve tüm üveyslere, sıddık, şehit, arif, salih kullara, himmet eden sultanlara, ders veren hocalarımıza ve onların hocalarına, tüm üveyslerinde hediye ettiği tüm sevgililere (istediğiniz evliya ve ölmüşlerinize ve sevdiklerinizi de hediye edebilirsiniz)


    1 Kere EÛZU BİLLAHİ MİNEŞ-ŞEYTÂNİRRACîM. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHîM.


    “LA İLAHE İLLALLAH” okuyoruz. (Sayı sınırı yoktur dilediğiniz kadar istediğiniz kadar okuyabilirsiniz, illa bizden tavsiye isterseniz saygıdan dolayı EN AZ 100 deriz.)

    ***Not: Zikri  bitirdikten  sonra  11  ihlas ve 1 Fatiha  okunmayacaktır…***
    Bu  kadar mı? Evet bu kadar.
    ÖNEMLİ: Zikre hemen başlayabilirsiniz, Allah’ı ve Şanlı Resulümüzü anmak için kimseden icazet almanıza gerek yoktur. Sitemiz VİDEOLAR kısmından SAFRANBOLU sohbetini mutlaka dinleyiniz.
    Üveysilik Nedir? Marifet Nedir? Neden bu zikri yapıyoruz? Allah’a ve Resule sevgili olmak nedir? Nasıl olabiliriz? Zikirde neler yaşanıyor ve yaşayacaksınız? sorularının ve daha fazlasının cevabı bu videoda mevcuttur.
    Tabiînin büyüklerinden. İsmi Üveys bin Âmir Karnî’dir. Yemen’in Karn köyünde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 37 (m. 657) senesinde şehîd edildi. Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) sağlığında müslüman oldu. Fakat görmediği için Sahâbî olamadı. Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) zamanında Medine’ye gelmedi. Tabiînin büyüklerinden olduğu hadîs-i şerîfte bildirildi. Hazreti Ömer’in halifeliği sırasında Medine’ye geldi. Çok alâka ve hürmet gördü. Önceleri kendi memleketi Yemen’de yaşadı. Sonra Basra’ya gitti.
    Veysel Karânî, Yemen’de iken deve güder, geçimini onunla temin ederdi. Geçimi, yaşaması pek sade idi. Hasta, âmâ ve ihtiyâr annesinden başka kimsesi yoktu. Güttüğü develer için belli bir ücret istemez, ne verirlerse onu alırdı. Fakîr olanlardan hiç ücret almazdı. Aldığının yarısını sadaka olarak fakîrlere dağıtır, kalanını da kendi ihtiyâçlarına ve annesine harcardı.
    Müslüman olduktan sonra bütün ömrü boyunca sevgili Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) aşkı ile yanıp tutuşmuştur. Bir an bile Rabbini unutmamıştır. Kulluğunda o dereceye ulaşmıştır ki, her hâli, her hareketi ve her sözü insanlara ibret ve nasîhat olmuştur. Kimseden incinmemiş ve kimseyi incitmemiştir. Onun en önemli vasfı, Peygamberimize ( aleyhisselâm ) aşkı, ibadete canla başla devamı ve annesine saygısıdır. Annesine çok hizmet edip, hayır duâsını almıştır. Resûlullah efendimizi ( aleyhisselâm ) görmeği çok arzu ediyordu. Defalarca Peygamber efendimizi ( aleyhisselâm ) görmek için annesinden izin istedi. Annesi, kendisine bakacak kimsesi olmadığı için izin veremedi.
    Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) “Üveys-i Karnî ihsân ve iyilikte tabiînin hayırlısıdır” buyurdu. Resûlullah ( aleyhisselâm ) zaman zaman mübârek yüzünü Yemen tarafına döndürür ve “Yemen tarafından rahmet rüzgârı estiğini duyuyorum” buyururdu. “Kıyâmette Allahü teâlâ Üveys sûretinde yetmişbin melek yaratır ve Üveys’i onların arasında Arasat’a götürürler. Cennete gider ve Allahü teâlânın dilediği (bildirdiği) nden başka mahlûk hangisinin Üveys olduğunu bilmez.” “Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebî’a ve Mudar kabilelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyâmette şefaat edecektir.” buyurdu. Arabistan’da bu iki kabilenin koyunları kadar kimsenin koyunu olmadığı söylenmiştir. Eshâb-ı kiram: “Yâ Resûlallah, bu kimdir?” dediler. “Allahın kullarından biri” buyurdu. Biz hepimiz kullarız, ismi nedir dediler. “Üveys” buyurdu. Nerelidir dediler. “Karn’lıdır”buyurdu. O sizi gördü mü dediler. “Baş gözü ile görmedi” buyurdu. Hayret, size bu kadar âşık olsun da, hizmet ve huzûrunuza koşup gelmesin dediler. “İki sebepden: Biri hâllerine mağlubdur. İkincisi ise benim dînime bağlılığından dolayıdır. İhtiyâr bir annesi vardır. Îmân etmiştir. Gözleri görmez, el ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar” buyurdu. Biz onu görür müyüz dediler. Hazreti Ebû Bekir’e “Sen onu kendi zamanında göremezsin”, ama Hazreti Ömer ve Hazreti Ali’ye “Siz onu görürsünüz. Bedeni kıllıdır. Sol böğründe ve avucunun içinde bir gümüş miktarı beyazlık vardır. Bu baras hastalığı beyazlığı değildir. Ona varınca, benim selâmımı söyleyin ve ümmetime duâ etmesini bildirin” buyurdu.
    Veysel Karâni hazretleri gece gündüz ibadet ve tâatle vakit geçirirdi. Kendini halktan gizlerdi. İlk zamanlar herkes ona divane gözü ile bakıyordu. Sonradan onun büyüklüğünü anladılar, çok ikram ve hürmet göstermeye başladılar. Bunun üzerine, annesinin vefâtından sonra Karn köyünden çıkıp Kûfe şehrine gitti.
    Peygamberimizin ( aleyhisselâm ) vefâtı yaklaşınca, hırkanızı kime verelim? dediler. “Üveys-i Karnîye verin” buyurdu. Resûlullahın vefâtından sonra Hazreti Ömer ile Hazreti Ali Kûfe’ye geldiklerinde, Ömer ( radıyallahü anh ), hutbe esnasında: “Ey Necdliler, kalkınız!” buyurdu. Kalktılar. Aranızda Karn’dan kimse var mıdır? buyurdu. Evet dediler ve birkaç kişiyi ona gönderdiler. Hazreti Ömer, onlardan Üveys’i sordu. Biliyoruz. O, sizin aramanızdan pek aşağı bir kimsedir. Divanedir, akılsızdır ve insanlardan kaçar bir hâli vardır, dediler. “Onu arıyorum, nerededir?” buyurdu. Arne vadisinde develerimize çobanlık yapmaktadır, biz de karşılığında ona akşam yiyeceği veririz, saçı-sakalı karışıktır, şehirlere gelmez, kimse ile sohbet etmez, insanların yediğini yemez; üzüntü ve neş’e bilmez, insanlar gülünce, o ağlar; insanlar ağlayınca o güler dediler. “Onu arıyorum” buyurdu. Sonra Hazreti Ömer’le Hazreti Ali, onun olduğu yere gittiler. Onu namaz kılarken gördüler. Allahü teâlâ, develerini gütmesi için bir melek vazîfelendirmişti. Namazı bitirip selâm verince, Hazreti Ömer, kalktı ve selâm verdi. Selâmı aldı. Hazreti Ömer “İsmin nedir?” diye sordu. “Abdullah, ya’nî Allah’ın kulu” dedi. “Hepimiz Allah’ın kullarıyız; esas ismin nedir?” diye sordu. “Üveys” dedi. “Sağ elini göster” buyurdu. Gösterdi. Hazreti Ömer; Peygamber efendimiz size selâm etti. Mübârek hırkalarını size gönderip, “Alıp giysin, ümmetime de duâ etsin” diye vasıyyet etti, dedi.
    “Yâ Ömer! Ben zayıf, âciz ve günahkâr bir kulum. Dikkat buyur, bu vasıyyet başkasına âit olmasın?” deyince.
    “Hayır. Yâ Üveys, aradığımız, kimse sensin. Peygamber efendimiz senin eşkâlini ve vasfını belirtti.” cevabını verdi.
    Bunun üzerine, Hırka-i şerîfi hürmetle aldı, öptü, kokladı, yüzüne gözüne sürdü. Sonra: “Siz burada bekleyin” dedi. Yanlarından ayrıldı. Biraz ileride hırkayı yere bırakıp, yüzünü yere koydu. Cenâb-ı Hakka şöyle duâda bulundu:
    “Yâ Rabbi, Sevgili Peygamber efendimiz, ben fakîr, âciz kuluna Hazreti Ömer ve Hazreti Ali ile Hırka-i şerîflerini göndermiş” dedi. Günahkâr olan bütün müslümanların affı için duâ etti. Bir çok günahkâr müslümanın affolduğu bildirilince Hırka-i şerîfi hürmetle giydi.
    Veysel Karânî’ye hediye edilen Hırka-i şerîfin bir parçası, Van civarında İrisân beylerine kadar gelmiş ve 1618 senesinde, Osmanlı padişahlarından Sultan İkinci Osman Han’a getirilip hediye edilmiştir. Sultan Abdülmecid Han, bu Hırka-i şerîf için Fâtih civarında (Hırka-i şerîf) câmi’ini yaptırmıştır. Her sene Ramazan ayında camekân içinde halka ziyâret ettirilmektedir.
    Tasavvufta büyüklerini görmedikleri hâlde onların rûhaniyetinden istifâde ederek feyz alarak, yükselenlere “Üveysi” denilir. Bu tâbir, Veysel Karânî hazretlerinin Peygamber efendimizi ( aleyhisselâm ) görmeden feyz alıp, O’na tâbi olmak sûretiyle tasavvufta yüksek derecelere kavuşmasına benzeterek söylenilmiştir. Üveysî demek mürşidi olmayan demek değildir. Görmediği halde Peygamber efendimizin ( aleyhisselâm ) ve O’nun vârisleri olan evliyânın büyüklerinden birinin rûhaniyetinden feyz alıp yükselmek demektir.
    Veysel Karanî kendisine hırka verildikten sonra Yemen’den Kûfe’ye gitti. Kûfe’ye gittikten sonra çok az kimse onu görebildi. Görenlerden biri Harem bin Hayyan’dır. Harem bin Hayyan anlatır. Üveys’in şefaatinin ne derecede olduğunu bildiren hadîsi işitince, onu görmek istedim. Kûfe’ye gidip, onu aradım. Nihâyet Fırat nehri kenarında abdest alırken buldum. Daha önce hakkında malûmatım olduğundan onu tanıdım. Selâm verdim. Selâmımı aldı. Bana baktı. Müsâfeha etmek istedim, elini vermedi. “Allah sana merhamet eylesin, seni bağışlasın ey Üveys, nasılsın?” dedim. Onu o kadar sevmiştim, ona o kadar acımıştım ki ağladım. Çünkü çok zayıf idi. O da ağladı ve “Allah sana hayırlı ömür versin, ey Harem bin Hayyan? Nasılsın ey kardeşim? Beni sana kim gösterdi?” dedi. İsmimi ve babamın ismini nasıl bildin ve hiç görmeden beni nasıl tanıdın? dedim. “Herşeyi bilen ve herşeyden haberi olan bana bildirdi. Rûhum senin rûhunu tanıdı. Çünkü mü’minlerin rûhları birbirlerini tanırlar, birbirlerini görmeseler de.” dedi.
    Resûlullahdan bana bir haber ver dedim. “Ben onu görmedim, Onun haberini başkalarından işitmişim. Hadîs yolunu kendime açmağı istemem. Muhaddis, müftü veya müzekkir olmağı istemem. Benim meşgûliyetim vardır. Bunlarla uğraşamam” dedi. Bana bir âyet okuyun. Sizden duyayım dedim. Elimi tuttu. Eûzü besmele okudu ve çok ağladı. Sonra Allahü teâlâ bir âyette: “Cinleri ve insanları beni tanımaları, ibadet etmeleri için yarattım” bir başka âyette “Gökü, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadım” buyuruyor. “İnnehû hüvel azîzürrahîm’e” kadar okudu. Sonra bir sayha vurdu (feryad etti). Aklının gittiğini sandım. Sonra: “Ey Hayyân’ın oğlu, sen buraya niçin geldin?” dedi. Seni tanımak, seninle sohbet etmek arzusu ile dedim. “Bir kimsenin Allahü teâlâyı tanıdıktan sonra, herhangi bir kimse ile ahbablık etmek istemesine hiçbir zaman bir ma’nâ veremem” dedi. Bana vasıyyet, nasîhat et dedim. “Yattığın zaman ölümü yastığının altında bil. Kalkınca da karşında bulundur. Günahın küçüklüğüne değil, onunla âsi olmaklığının büyüklüğüne bak! Günâhı küçük tutarsan, onu yasak eden Rabbini küçük tutmuş olursun. Onu büyük tutarsan, Rabbini büyük tutmuş olursun” dedi. Nereye yerleşmemi tavsiye edersin? dedim. “Şam’a” dedi. Orada geçim nasıldır? dedim. “Şüphenin ağır bastığı şu kalbe yazıklar olsun, nasîhat kabûl etmez” dedi. Bana bir tavsiyede daha bulun? dedim. “Ey Hayyân’ın oğlu! Baban öldü, Âdem aleyhisselâm, Dâvûd aleyhisselâm, Muhammed Resûlullah öldüler. Halifesi Hazreti Ebû Bekir öldü. Kardeşim Ömer öldü. Ah Ömer!... Ah Ömer!” dedi. Allah sana rahmet eylesin, Hazreti Ömer ölmemiştir dedim. “Allahü teâlâ, onun öldüğünü bana bildirdi” dedi ve devam etti. “Ben ve sen, ölülerdeniz. Salevât okuyup, kısa bir duâ yaptı ve: Vasıyyetim şudur ki, Allah’ın kitabını ve onda bildirilen sırat-ı müstakimi (doğru yolu) elden bırakma ve ölümü bir an unutma. Kavmine ve akrabana varınca onlara nasîhat et ve Allah’ın kullarına öğüt vermekten geri durma. Ehl-i sünnete uymaktan bir adım ayrılma ki, dinini kayıp edersin de haberin olmaz ve Cehenneme düşersin” dedi. Birkaç duâ daha etti ve sonra: “Git Harem bin Hayyan, bir daha ne sen beni gör, ne de ben seni. Beni duâ ile hatırla, ben de seni duâ ile anarım. Sen bu taraftan git, ben de şu taraftan gideyim” dedi. Bir zaman onunla gitmek istedim. Bırakmadı. Gitti, ağlıyordu. Ben de ağladım. Ardından baktım durdum. Gözden kayboluncaya, şehre girinceye kadar baktım. Hâlâ ondan bir haber alamadım.
    “Benimle en çok konuşan Hazreti Ömer ve Hazreti Ali’dir (radıyallahü anhümâ)” demiştir.
    Veysel Karâni Mekke’de hac yapıp, Medine’ye gidince işte Resûlullahın türbesi burasıdır diye kendisine gösterildi. Kendinden geçerek düşüp bayıldı. Ayılınca beni buradan götürün. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) medfûn bulunduğu bir beldede benim için yaşamanın tadı olmaz, demiştir.
    Rebî’ bin Haysem anlatır: Üveysi görmeğe gittim. Sabah namazında idi. Bitirdi, tesbihlerin sonuna kadar bekleyeyim dedim. Kuşluğa kadar kalkmadı. Kalktı kuşluk namazı kıldı. Öğle oldu, öğleyi kıldı. Velhasıl üç gün namazdan kalkıp, dışarı çıkmadı. Yemedi, uyumadı. Dördüncü gece O’na kulak verdim. Gözüne uyku gelmişti. Derhal münâcaâta başladı ve: “Yâ Rabbi, çok uyuyan gözden, çok yiyen karından sana sığınırım” dedi. Bana bu yeter dedim ve hâlini bozmadan kalkıp gittim.
    Geceleri hiç uyumadığı bildirilir. Bir gece, “Bu gece kıyam gecesidir” der, diğer gece, “Bu gece rükû’ gecesidir” öbür gece; “Bu gece secde gecesidir” der, bir geceyi kıyam, bir geceyi rükû’, bir başka geceyi secde ile geçirdi. “Ey Üveys, bu kadar uzun geceyi bir hâlde geçirmeğe nasıl katlanıyorsun?” dediklerinde: “Secdede, sabah oluyor da, ben hâlâ bir kere Sübhâne Rabbiyel a’lâ diyemem. Halbuki üç tesbih sünnettir. Bunu yapmamın sebebi, meleklerin ibadetini yapmak istememdir” dedi.
    Kendisine, namazda huşû’ nedir? dediklerinde: “Böğrüne iğne batırılsa, namazda duymamaktır” dedi. Kendisine nasılsın? dediler “Sabahleyin kalkıp, akşama sağ çıkacağını bilmeyenin hâli nasıl olur?” dedi. İş nasıldır? dediler. “Ah, yolun uzaklığından azıksızlıktan, ah!” dedi.
    Veysel Karânî’ye, şuracıkta bir adam var. Otuz senedir, bir mezar kazdı, kefenini giydi, o kabrin başında oturmuş ağlar, gecesi gündüzü yok dediler. Beni oraya götürün buyurdu. Veysel Karânî’yi onun yanına götürdüler. Sararmış, zayıflamış, kurumuş, gözleri ağlamaktan çukurlaşmış halde idi. “Ey kişi, bu kabir ve kefen, seni otuz senedir, Allah’dan alıkoydu. Sen Allah’ı düşünecek, zikr edecek yerde, hep kefeni ve kabri düşündün” buyurdu. O kişi, onun nûruyla o tehlikeyi kendinde gördü. Feryad ederek o kabre düşüp can verdi.
    Bir zât, Veysel Karânî’yi ziyârete gitti. Ona hitaben: Ey Allahü teâlânın sevgili kulu. Bana bir nasîhatta bulun? dedi Veysel Karâni hazretleri: “Allahü teâlâyı bilir misin?” Evet bilirim, “Öyle ise, Allahü teâlâdan gayri şeyleri bilme. Bu yetişir.”
    Yâ Üveys, bir nasîhat daha söyle! “Allahü teâlâ seni bilir mi?” Evet bilir, “Öyle ise, Allah’tan gayrisi seni bilmesin. Allahü teâlânın bilmesi senin için kâfidir.”
    Veysel Karânî’yi çocuklar bazen taşa tutardı. O ise çocuklara yavrucaklar mutlaka beni taşa tutmanız gerekiyorsa, hiç olmazsa küçük taş atın da ayaklarımı kanatıp da namaz kılmakta bana zorluk olmasın derdi.
    Veysel Karanî bir defasında üç gün üç gece yemek yememişti. Dördüncü gün sabahı dışarı çıktı. Yolda bir altın para gördü. Bir kimseden düşmüştür deyip, almadı. Açlığını gidermeye çalışırken baktı ki, bir koyun kendisine doğru gelir ve ağzında o bir altınla önünde durur. Bir kimsenin olabilir deyip, yüzünü çevirdi. Koyun dile gelip: “Ben de, senin kulu olduğun zâtın kuluyum. Allah’ın rızkını Allah’ın kulundan al” dedi. Altını almak için elini uzatınca onu eline bıraktı ve koyun kayboldu.
    Buyurdu ki:
    “Allahü teâlâyı tanıyana hiçbir şey gizli kalmaz.”
    “Ey insan bu fâni hayatta Allah korkusunu kalbinden çıkarma! Kurtuluş çaresi O’na itaattedir.”
    “Yüksekliği aradım, tevâzu’da buldum. Başkanlık aradım, halka nasîhatta buldum. Neseb aradım, takvâda buldum. Şeref aradım, kanaat’te buldum. Rahatlık aradım, zühdde buldum. Zenginlik aradım, tevekkülde buldum.”

  • 0
    8 ay önce

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
     

    ÜVEYS - VEYSEL KARANE ZİKİRİ
    Zikir kelime karşılığı olarak ,"anma " demektir.Yüce Allah’ımız "Anın beni, anayım sizi" demekle zikirin önemini belirtmekte...Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (sav.) "Kişi andığı ile beraberdir" buyurmaktadır.Ayrıca Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimin bir adı da Zikrullah’tır.Yani Allah’ı anmadır. 
     
    Anılmaya en çok layık olan , Bir ve eşi benzeri olamayan ALLAH’tır; Allah’ımızdır..
    Biz , müslümanlar günde 5 kere namazla Yüce Allah’ımızın huzurunda oluruz. Zikir ile her an " O’nun huzurunda " oluruz. Bundan daha güzel bir şey olur mu? Zikir, kul ile Allah’ı birbirine yaklaştırır. Rabbimiz olan Allah’ımız " Kulum farz olan ibadetlerle bana yaklaşır; bana yaklaşanı severim; nafile ibadetlerle ise daha çok yaklaşır. Bana daha çok yaklaşanı daha çok severim..." demektedir.
     
    Bu ölümlü , dünyada Allah’ımıza yaklaşacak "Yolu" arayıp, bulamazsak; O’nun huzurunda, kaçınılması imkansız bir günde ve yerde O’ndan nasıl yardım bekleriz? Ve ne yüzle ? Bu dünyada , Rabbini ve Resulunu unutanın , yarın ahirette unutulmayacağını kim söyleme cesaretini gösterebilir ki? Bir şeyi asla unutmamız , gerekmektedir: Sevgili Peygamberimiz (sav.) efendimiz , Miraç’ta Rabbimizin ( selam ve sevgi sözlerinden sonra ) Rabbimizin ilk sorduğu soru : "Habibim" (Sevdiğim) bana ne getirdin?" olmuştur. Peygamberimize bu soruyu soran ;Yüce ve eşi-benzeri olmayan Allah’ımız , bizlere ; "Ey kulum bana ne getirdin" demeyecek mi ?Ne cevap vereceğini şimdi - hemen ve her zaman düşün...Düşündükten sonra da hangi güzel işlerle huzuruna varacağını araştır ve mutlaka uygula...
     
    Namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerle zaten sen-bizler yükümlüyüz. Yani mecburuz, yani bizlere farz...Daha sonraları inşallah açıklayacağımız gibi bir anlamda " ölmeden evvel ölünüz" hitabını yaşayıp, kendinizi bu dünyada sorguya çekiniz. Biraz önceki soruya cevap bulunuz. Bununda , en kolay ve en güzeli olanı Allah’ımızı zikretmektir. Rabbimiz buyurmakta: "Allah’a güzel sözler ulaşır".Bu güzel sözlerin en güzeli" La İlahe İllallahtır."Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav.) efendimiz bir sözünde "Ben insanlara " La İlahe İllallah (Allah’tan başka ilah (yaratan) yoktur)" sözünü söyletmek için savaş emrini aldım" demektedir. 
     
    Allah’ımızın gönderdiği İslam Dinine yalancı olan müşriklerin günahlarından bile Yüceler Yücesi Allah’ımız;(müşriklerin ağzından tevhit - yani " La İlahe İllallah " cümlesi çıkarsa)bu bir "Tevhid’e" karşılık olarak, Allah bunun 99 şer - kötü amelini siler... Ey !kardeşim . Sevmediği bir kula Rabbimiz böyle bağışlayıcı olunca , kendisini her an tevhidle anan – birleyen, kuluna neler neler yapmaz ki? Düşün iyice düşün. Doğruyu bulacaksın... 
     
    Bu yazılanlar , dünden bugüne kadar geçen zamanda ; dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağın, yani şimdiye kadar bu kadar açık yazılan, yazılarda zikir nasıl yapılır ve zikir nasıl yapılmalıdır? Sorularına , inşallah fazlasıyla cevap bulacaksın ve inşallah Allah’ın sevdiği kullardan ve " gerçek kurtulaşa " kavuşan kullarından olacaksın... Öğrenecek olduğun ve inşallah yapacağın bu zikir en kolay olanıdır… 
     
    Bu yolda herkesin öğretmenleri vardır ve şükürler olsun ki hepimizin öğretmenleri –ilk öğretmenleri-(sırasıyla) Evliyalar, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz ve Rabbimiz olan Allah’ımızdır… İlk başta bu yazıları okuyan kardeşlerimize hiç duymadıkları bir şekilde"acayip" başlangıç yapıyoruz. Unutmayınız ki; Veysel Karane Hz.leride yaşayan hiç kimseden ders-eğitim almamıştır. Kaldı ki 1845 yılında vefat eden Kuşadalı İbrahim Hz.leri de taaa o yıllarda , (160 yıl önce) "Tarikatlar kalkmış, tekkeler kapatılmıştır.Herkes bundan böyle Peygamberimizin ilk yıllarında olduğu gibi kendi başlarına Allah’a ve Resulune yol alacaklardır."buyurmuştur.Ve öylede olmaktadır.Siz hiç Allah’ımızın; Yüce Kitabımızdaki ; Ankebut Suresi 69. Ayetini okumadınız mı? Ne buyuruyor Yüce Rabbimiz "Bizim uğrumuzda cihad edenlere gelince, elbette Biz onlara (Bize ulaştıran ) yollarımızı gösteririz, kolaylaştırırız" Şüphesiz ki Allah , her zaman iyi davrananlarla beraberdir. 
     
    Bir başka ayet ise :Fatiha suresindeki 4.Ayette Ne buyuruyor Rabbimiz, dinleyin . "Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz."Namazlarımızda defalarca ,bu Fatihayı okuyor ve her okunuşta Allah’ımıza and veriyor, yemin ediyoruz ve senet imzalıyoruz, sonrada kuldan; nefs sahibi kuldan medet umuyoruz. 
     
    Yok öyle, olmaz... Vaadine, sözüne , yeminine sadık ol...Akıllı ol...Kimden medet umuyorsun...Veya umacaksın? Kullardan mı? Rabbinden mi? Kararını ver. Bir , başka Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:"Allah’a kaçınız."Ne duruyorsun nefsin senin en büyük düşmanın, nefsinden Allah’a kaçsana… Nefs sahibinden ne umuyorsun. Nefsi yenmenin en kolay yolu ; "az ama ,devamlı yapılan (her gün) zikirle" olur. 
     
    Bu zikir ,Üveys Veysel KARANE zikridir.Yapılan zikirlerin en kolayı ve en doğrusudur.Veysel Karane Hz.leri "kimden ve nasıl zikir aldıysa" ; bu öğretilen şekilde zikiri yapan kardeşimizde , aynı yoldan ve zamanı gelince 2. ve diğer zikirlerini alacaklardır. Şaşmayın … Yaşayın ve görün… Bu zikir ayrıca Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) Efendimizin hadisini de hayata sokup, yaşatmaktadır. "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; sevdirin korkutmayın"
     
    Yüce kitabımızda 150 ‘ den fazla yerde açıkça; gizli olarak da 100 yerde Zikirden bahsetmekte : bir başka değişle Yüce Kitabımızın her 23-24 ayetten biri Zikirden bahsetmektedir. Bu açık emirlere rağmen , Zikirden; Allah’ımızı anmaktan çok uzağız


Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Yazı İşlemleri
Sen de Ekle

Sende, bu sayfaya

içerik ekleyerek

katkıda bulunabilirsin.

(Resim, sunum, video, soru, yorum ekle..)

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin